ATON ÖNSÖZÜ

2016-03-18 11:55:00

YAZARIN SÖZÜ       İlk tek tanrılı dini Musevilik ile başlatmak (M.Ö 1447) ve sonrasında Hristiyanlık (M.S 30-33) ve devamına ise İslam’ı sıralamak (M.S 610) inandığınız Aton kökenli din hangisi olursa olsun bilimsel, tarihsel, arkeolojik ve mantıksal olarak havada kalır, yani köksüz temelsiz bir inanç olur. Yaklaşık 6.000 yıllık yazılı insanlık tarihi boyunca tek tanrılı din bu kadarla mı sınırlıdır? Peki, bunların daha da öncesi yok mudur? Eğer yoksa Allah,  Tanrı, Tengri, İnka, Teos, Dio, Aton vs. Diye adlandırılan bu varlığın aklı başına Peygamber Musa veya Firavun Akhenaton zamanında mı geldi? Musa’ın veya Akhenaton’un öncesindeki zamanlarda bu yüce yaratıcı neredeydi ve kullarını neden bunca zaman düşünmedi veya düşünemedi? Yüce yaratıcının varlığının ilk insanlardan bu güne kadar devam edip geldiğini iddia edenlerin bilimsel, tarihsel, mantıksal ve arkeolojik kanıtları nelerdir? İlk tek tanrılı dini kim ortaya koydu? Bunu neden yaptı? Ne gibi bir çıkarı veya çıkarları vardı? Pagan kökenli dinlerden Aton kökenli dinleri ayıran özellikler ve farklılıklar nelerdir? Gerçekten doğru bir inancamı sahibiz? Dünya üzerinde mevcut olan veya geçerliliğini yitirmiş yaklaşık olarak toplamda 12.000 civarında din ve inanç sistemi vardır, peki bunların hangisi en gerçek ve en doğrusudur?       İşte bu ve benzeri soruların cevabını mantıksal, bilimsel, tarihsel ve arkeolojik gerçeklere ve kaynaklara dayandırarak araştırıp bulmaya çalışmak ve de bu konuların aslında ne olup ne olmadığını ortaya çıkararak sizlerle paylaşmak istedim. Bu kitabın normal bilinç seviyesinde olan, -hangi Aton kökenli dine inanırsa inansın- muhafazakar insanların okumalarının doğru olmadığını düşünmekteyim, çünkü ... Devamı

KABİR AZABI VAR MIDIR?

2016-03-09 17:21:00

KABİR AZABI VAR MIDIR? BERZAH ALEMİ DİYE BİR ALEM VAR MIDIR?   Bu konuyu tarafımıza soru olarak soran kardeşimize teşekkür ediyor ve konuyu bu soru çerçevesinde sunuyoruz: Muhterem Hocam! Bizleri uzun zamandır meşgul eden, hatta bazılarımızın uykularını kaçıracak derecede zihinlerimizi işgal eden bir meseleyi sizlere danışıp öğrenmeye karar verdik. Meselemiz, Kabir Azabı ile ilgili…. Ma’lumunuz birçok tefsir kitabında Kabir azabına delalet ettiği söylenen ayeti kerime ve hadislerden bahsedilmekte. Örneğin “Mü’min 46. ayette Firavun’a yönelik “Onlar sabah akşam ateşe arzolunurlar..” ifadesi ve akabinde “Kıyametin kopacağı gün de Firavun ve ailesini azabın en çetinine sokun.” İbareleri kabir Azabına delil gösterilmekte… Ayrıca Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih tercemesinde, İbn-i Abbas’ın rivayet ettiği “Bevlinden sakınmayan ve koğuculuk eden iki insanın (4. cilt- 672-673-674-675.inci) hadislerde Kabir Azabından Allah’a sığınma ile ilgili dualar ve yine (4. cilt 676) hadiste Ebu Eyyub el Ensarînin rivayetinde Peygamberin işittiği bir ses üzerine –Yahudiler mezarlarında azap olunuyor” demesi ve yine Haz. Aişe’nin (3. cilt 550.) hadisi rivayet ederken: “bir Yahudi kadının, diğer bir rivayette iki Yahudi kadının Kabir Azabı ile ilgili sorusuna Peygamberin cevap ve istiazesi ve yine “2. cilt 460. ıncı hadiste” Aişe’nin muttasıl senet ile rivayet ettiği KABİR AZABINDAN Allah’a sığınma ile ilgili hadisi ve buna benzer hadislerden istinbat edilerek “KABİR AZABI’na delalet ettiği öne sürülüyor. Yukarıda sunduğumuz ayet ve hadislerden kabir azabının var olduğu…. Ömer Nesefî’nin Akaid kitabında da “Ölü idrak edemez, dolayısıyla Azap mümkün değildir&... Devamı

KURAN KADINLARA NE GETİRDİ

2016-03-09 17:18:00

KURAN KADINLARA NE GETİRDİ        Kimi çevrelerde yaygın olan kanıya göre “İslam’da kadının adı yok”tur. Bu iddiaya bakarak İslam’da kadının adının olduğunu, en başka “Nisa” suresi diye özel olarak kadınlara sure ayrıldığını vs. savunup, İslam’da kadına ne kadar çok önem verildiğini anlatacak değilim. Bu gereğinden çok yapılıyor zaten. Bu yazıda değinmek istediğim asıl konu Kuran’da kadın-erkek ilişkileri ile ilgili hükümlerin neredeyse tamamının “kadınların lehine erkeklerin aleyhine olduğunu” göstermektir. Çünkü Kur’an kendi “etkin tarihi” içinde okunduğunda kadınlarla ilgili her inen ayette bir hakkın erkeklerden alınıp kadınlara verildiği görülür ve Kuran’ın nüzul sereci tamamlandığında artık kadın ile erkek arasında bir farkın kalmadığını görürüz. Tabi eğer Kuran’ı kabileci Arap gelenek ve törelerinin etkisinden sıyrılarak okumasını becerebilirseniz… Bunun nasıl gerçekleştiğini anlatabilmek için Nisa suresinde şöyle bir gezinmek, bir gezinti yapmak yeterli olacaktır.       Eski dünya dinlerinde doğum olayının “ruhların işi” olduğuna inanılırdı. Eski Yunanlılar doğumda kadının hiçbir etkisinin olmadığına inanarak, bütün her şeyin erkekten geldiğine inanırlar ve kadını insan yerine bile koymazlardı. Tevrat’da Havva’nın kaburga kemiğinden yaratıldığı yazar. Hristiyanlar için ise Havva Adem’i kandıran bir mahluk olduğu için daha baştan “Şeytan”dır. Oysa Kur’an insan doğumunun “karışımlı atılıp saçılmış bir su”dan (76/2) yaratılıp geldiğini söyleyerek bebeğin oluşumunda erkek ve kadının birlikte etkisinin olduğun açıklar. Eski Yunanlılarda olduğu gibi ü... Devamı

KADINI DÖVMENİN DİNDE YERİ VAR MI?

2016-03-09 16:52:00

KADINI DÖVMENİN DİNDE YERİ VAR MI?          “Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa hala işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın. Yücelik ve büyüklük Allah'a mahsustur; bundan hiç şüpheniz olmasın. Eğer eşlerin arasının iyice açılıp işin boşanmaya doğru gittiğini görürseniz tarafların ailelerinden birer hakem çağırın. Niyetleri gerçekten barışmaksa Allah niyetlerini boşa çıkarmaz. Allah her şeyi biliyor, her şeyi duyuyor; bundan hiç şüpheniz olmasın…”(Nisa; 4/-35). Bu ayet kadınları "dövmeyi" emreden ayet olarak bilinir. Yaptığım çeviride görüldüğü gibi ayette geçen [ve'dribuhunne] ibaresi “Onları dövün, vurun” yerine "Onlardan bir müddet ayrılın" olarak tercüme edilmiştir. Çünkü kelime bu anlama da gelmektedir. Şöyle ki:   Sözlükte [DRB] kökü mastar olarak "vurmak, dövmek, yapmak, bırakmak, ayrılmak, göstermek, etmek, eylemek, koymak" vb. birçok anlama gelir. Bu kelime Arapça'nın "aspirin" gibi neredeyse her derde deva bir sözcüğüdür. Türkçe'deki etmek, eylemek veya İngilizcedekiget sözcüğünü çağrıştırır. Örneğin empoze etmek, baskı yapmak, zorlamak (darb), kota uyguladı (darabe hıssa), iğne yaptı (darabe hagn), çadır kurdu (darabe heyme), vergi koydu (darabe darîyb), misal verdi, örnek gösterdi (darabe mesel), para pastı (darabe nugt), telefon etti (darabe'l-hatife), vuruşmak, dövüşmek (tedârub), kıvranmak, çırpınmak, bocalamak, telâşlanma... Devamı

KADINI DÖVMENİN DİNDE YERİ VAR MI?

2016-03-09 17:16:00

KADINI DÖVMENİN DİNDE YERİ VAR MI?          “Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa hala işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın. Yücelik ve büyüklük Allah'a mahsustur; bundan hiç şüpheniz olmasın. Eğer eşlerin arasının iyice açılıp işin boşanmaya doğru gittiğini görürseniz tarafların ailelerinden birer hakem çağırın. Niyetleri gerçekten barışmaksa Allah niyetlerini boşa çıkarmaz. Allah her şeyi biliyor, her şeyi duyuyor; bundan hiç şüpheniz olmasın…”(Nisa; 4/-35). Bu ayet kadınları "dövmeyi" emreden ayet olarak bilinir. Yaptığım çeviride görüldüğü gibi ayette geçen [ve'dribuhunne] ibaresi “Onları dövün, vurun” yerine "Onlardan bir müddet ayrılın" olarak tercüme edilmiştir. Çünkü kelime bu anlama da gelmektedir. Şöyle ki:   Sözlükte [DRB] kökü mastar olarak "vurmak, dövmek, yapmak, bırakmak, ayrılmak, göstermek, etmek, eylemek, koymak" vb. birçok anlama gelir. Bu kelime Arapça'nın "aspirin" gibi neredeyse her derde deva bir sözcüğüdür. Türkçe'deki etmek, eylemek veya İngilizcedekiget sözcüğünü çağrıştırır. Örneğin empoze etmek, baskı yapmak, zorlamak (darb), kota uyguladı (darabe hıssa), iğne yaptı (darabe hagn), çadır kurdu (darabe heyme), vergi koydu (darabe darîyb), misal verdi, örnek gösterdi (darabe mesel), para pastı (darabe nugt), telefon etti (darabe'l-hatife), vuruşmak, dövüşmek (tedârub), kıvranmak, çırpınmak, bocalamak, telâşlanma... Devamı

KADINI DÖVMENİN DİNDE YERİ VAR MI?

2016-03-09 17:14:00

KADINI DÖVMENİN DİNDE YERİ VAR MI?          “Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa hala işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın. Yücelik ve büyüklük Allah'a mahsustur; bundan hiç şüpheniz olmasın. Eğer eşlerin arasının iyice açılıp işin boşanmaya doğru gittiğini görürseniz tarafların ailelerinden birer hakem çağırın. Niyetleri gerçekten barışmaksa Allah niyetlerini boşa çıkarmaz. Allah her şeyi biliyor, her şeyi duyuyor; bundan hiç şüpheniz olmasın…”(Nisa; 4/-35). Bu ayet kadınları "dövmeyi" emreden ayet olarak bilinir. Yaptığım çeviride görüldüğü gibi ayette geçen [ve'dribuhunne] ibaresi “Onları dövün, vurun” yerine "Onlardan bir müddet ayrılın" olarak tercüme edilmiştir. Çünkü kelime bu anlama da gelmektedir. Şöyle ki:   Sözlükte [DRB] kökü mastar olarak "vurmak, dövmek, yapmak, bırakmak, ayrılmak, göstermek, etmek, eylemek, koymak" vb. birçok anlama gelir. Bu kelime Arapça'nın "aspirin" gibi neredeyse her derde deva bir sözcüğüdür. Türkçe'deki etmek, eylemek veya İngilizcedekiget sözcüğünü çağrıştırır. Örneğin empoze etmek, baskı yapmak, zorlamak (darb), kota uyguladı (darabe hıssa), iğne yaptı (darabe hagn), çadır kurdu (darabe heyme), vergi koydu (darabe darîyb), misal verdi, örnek gösterdi (darabe mesel), para pastı (darabe nugt), telefon etti (darabe'l-hatife), vuruşmak, dövüşmek (tedârub), kıvranmak, çırpınmak, bocalamak, telâşlanma... Devamı

ARABAM VE BEN

2016-02-03 23:24:00
ARABAM VE BEN |  görsel 1

Devamı

İNCİL-İ ŞERİF BARNABAS

2016-02-03 00:56:00
İNCİL-İ ŞERİF BARNABAS |  görsel 1

Devamı

HİMALAYA İNCİLİ

2016-02-03 00:56:00
HİMALAYA İNCİLİ |  görsel 1

Devamı

ANADOLUDA HRİSTİYANLIK

2016-02-03 00:53:00
ANADOLUDA HRİSTİYANLIK |  görsel 1

Devamı

AMENTÜLER KIYASI

2016-02-03 00:27:00
AMENTÜLER KIYASI |  görsel 1

Devamı

DİNİN ANLAŞILMASI İÇİN KURAN

2016-02-03 00:49:00

DİNİN ANLAŞILMASI İÇİN KURAN’IN YETERLİ OLDUĞU İLE İLGİLİ AYETLER          Delil yerine atalarının uyduğu sisteme göre hayatlarını yönlendirenlere Kuran’ın aşağıdaki ayetlerine bir bakmalarını tavsiye ederim (Ayrıca bakın 31 Lokman Suresi 21, 14 İbrahim Suresi 10, 11 Hud Suresi 62 ve 109, 5 Maide Suresi 104, 7 Araf Suresi 28) 21.Yoksa onlara bundan önce bir kitap verdik de ona mı yapışmaktadırlar? 22. Hayır dediler ki: “Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerini izleyerek doğruya varacağız.” 23. İşte böyle! Senden önce de bir memlekete elçi gönderdiğimizde, oranın servetle şımarmış elit tabakası mutlaka şöyle demişlerdir:“Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerine uyarak yol alacağız.” 24. O da “Ben size atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” dedi. Onlarda “Doğrusu biz seninle gönderileni tanımıyoruz.” dediler. 43 Zuhruf Suresi 21, 22, 23, 24 Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, hepsi bundan sorumlu tutulacaktır. 17 İsra Suresi 36 Onlar sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın doğruya ilettiği temiz akıl sahipleridir. 39 Zümer Suresi 18 Şüphesiz, yeryüzündeki hareket eden canlıların Allah katında en kötüsü aklını işletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir. 8 Enfal Suresi 22 Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır. 10 Yunus Suresi 100 Andolsun size hatırlatıcı bir kitap indirdik. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız? 21 Enbiya Suresi 10 O halde sen yüzünü bir Tek Tanrı’cı olarak dine: Allah’ın insanları yaratışındaki fıtrata (yaratılış özüne) ç... Devamı

ÇAĞDAŞ YENİ ON EMİR

2016-02-03 00:48:00

ÇAĞDAŞ YENİ ON EMİR 1. Sana yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma. 2. Her meselede, zarar vermemek için mücadele et. 3. Arkadaşlarına, arkadaş canlılara ve dünya geneline sevgi, şefkat, içtenlik ve saygıyla yaklaş. 4. Kötülüğe göz yumma ve adaleti uygulamaktan çekinme ama özgürce itiraf edilen ve dürüstçe pişmanlık belirtilen kabahatleri affetmeye daima hazır ol. 5. Hayatını neşe ve hayranlık duygusuyla yaşa. 6. Hep yeni şeyler öğrenme arayışında ol. 7. Her şeyi sına; durumlar karşısındaki fikirlerini daima gözden geçir. Eğer uyumlu değilse tutkuyla bağlı olduğun bir inancı dahi terk et. 8. Düşünce ayrılıklarını asla sansürleme ya da yok etme; diğer insanların seninle aynı fikirde olmama haklarına daima saygı duy. 9. Öz deneyim ve mantığınla kendi bağımsız fikirlerini oluştur; Başkalarının seni körü körüne idare etmelerine izin verme. 10. Her şeyi sorgula.     Kaynak: ateist forum Devamı

2. MURŞİLİNİN VEBA DUASI

2016-02-03 00:20:00

2. MURŞİLİNİN VEBA DUASI          Hitit Labarnaşı (Kral) M.ö.1274 Yirmi yıl süren vebanın üzerine Murşilinin Hitit Tabletlerindeki veba duası: ey tanrılar nedir bu yaptığınız, ülkeye veba saldınız. Hatti ülkesi ölüyor, bu nedenle ekmek pişirip, içkiler sunamıyor, tanrının tarlasını süren çiftçilerde öldü. Veba bitmedi ve Hatti ülkesinde, insanlar ölmeğe devam ediyor. Bense yüreğimin acısına ve ruhumun kaderine artık dayanamıyorum. Hattinin fırtına Tanrısı efendim, hayatımı bağışla önünde diz çöküp yalvarıyorum. Merhamet et.         Vebayı Hattiden uzaklaştır. Hattinin fırtına tanrısı efendim. İnsanın günahkar olduğu doğru, babamda günah işledi ve size karşı geldi, ama ben hiçbir şekilde günah işlemedim. Babanın günahı oğula geçer, bana da babamın günahı geçti, doğrudur Tanrılarım efendilerim, bir kez daha bana karşı merhametli olun, yanlış yola sapanlardan, kötü işler yapanlardan, hiç kimse kalmadı, artık hepsi öldü. Çünkü bakın size ey tanrılar, ey benim efendilerim. Sizlere ülkem için, ülkemi vebadan korumak için kefaret kurbanları sunuyorum. Herkes ölünce size kimse kurban getirmez, bu acıları çekip çıkarın yüreğimden, benim ruhumda bu korkuları atın.   Devamı

ATATÜRK ve HAYATINDAKİ 19 (KODU) MUCİZESİ

2016-02-03 00:42:00

ATATÜRK ve HAYATINDAKİ 19 (KODU) MUCİZESİ   1. 1881’de 19. Yüzyılın bitimine 19 yıl kala doğmuştur.   2. Sağlığında, İngiliz İmparatorluğu hükümeti Atatürk’ün doğum gününü tebrik için Türk Hükümeti’nden sormuş, Atatürk 19 Mayıs 1881 diye yanıtlamış ve kayıtlara böyle geçmiştir.  3. 19'uncu yüzyılda 19 yıl yaşamıştır.  4. 19 yaşında 1900 yılında Harbiye'ye girmiştir.  5. Harp Akademisi’nden aldığı sicil 317-8’dir. Bu rakamların tek tek toplamı 19 eder.  6. 19 Mayıs 1915’te Miralay (Albay) oldu.  7. Atatürk, 19 Mart 1916'da Tuğgeneral oldu. Atatürk, Çanakkale savaşında 19'uncu tümen'i komuta etti. 30 Nisan 1919'da 9. ordu müfettişliğine atandı, 19 gün sonra Samsun'a çıktı. Samsun'a çıktığında 38 yaşındaydı. (19 x 2 = 38) Atatürk, Samsun'da 19 gün kaldı.  8. Atatürk, 4 Temmuz 1919'da Erzurum'a gitti. 19 gün sonra 23 Temmuz'da Erzurum Kongresi'ni topladı. Atatürk, 4 Eylül 1919 Sivas Kongresi nden 114 gün sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gitti. (19 x 6=114) Atatürk, İstanbul'a toplam 19 kez geldi.  9. Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazandıktan sonra, başarısına karşılık TBMM kendisine olan minnet ve şükranını belirtmek için 19 Eylül 1921’de kabul ettiği özel bir kanunla mareşallik ve gazilik unvanı vermiştir.  10. Harp okulunu 20'nci olarak bitirdi. Subaylardan birisi yabancı olduğu için mezun olan 19 subaydan biri oldu. Atatürk, Harp Akademisinin 57'nci dönemine kaydoldu. (19 x 3 = 57 )  11. Atatürk'ün ilk askeri görevi, 19'uncu kolordu komutanlığıdır.  12. 19 Aralık 1904’te bağımsızlık düşün... Devamı

KUR'AN'A BİR DE BU GÖZLE BAKIN

2016-02-03 00:16:00

KUR'AN'A BİR DE BU GÖZLE BAKIN         Bu makalede sizi Kuran’ın engin sembolik dünyasında bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Çünkü Said Nursi’nin “Mecaz avama inince hakikate dönüşür” demesinden de anlaşılacağı gibi bu konuda nice çamlar devrildiğini görüyoruz. Kuran’da imgeler, simgeler ve semboller konusuna Fransız kimileri Kitabı hurafeler, mucizeler ve harikalar diyarına çevirmiş durumda… Kitap “Ekmek aslanın ağzında” diyor, bizim ‘molla’ gidip hayvanat bahçesindeki aslanın ağzında ekmek arıyor. Kitap “Göle maya çalınmaz” diyor, bizim ‘molla’ unla, değirmenle, gölle uğraşıyor. Kitap “Herkes gider Mersin’e, o gider tersine” diyor, bizim ‘molla’ otogarlarda mersin yolcusu arıyor. Bu konuda vahim yanlışlara bizzat şahit olduğum için Kuran’ın sembolik tabir ve deyimleri hakkında yazmak vacip oldu. Kuran’da sembolizm vardır, evet, ama bu helallerde ve haramlarda değil; daha çok metafizik'i konuları kavratmada, kimi kıssalarda ve hatta kıssaların kimi tabir, kelime ve deyimlerindedir. Bu konular tefsir usulü kitaplarının mecaz-hakikat, muhkem-müteşabih bölümlerinde uzun uzun ele alınır. Bizim buradaki yaklaşımımız olaya daha  “sosyal” pencereden bakmaktan ibaret. Çünkü İslam’ı, “bireysel kurtuluşçu” ve “terapik din” olarak değil; toplumsal kurtuluşçu, devrimci, sosyal bir din olarak ele alıyoruz. Bunun böyle olduğunu bizzat Kuran’ın kendisi bize öğretiyor. Aşağıda “avamın elinde hakikate dönüşen” Kuran’ın 25 imgesel ve simgesel tabir ve deyimini sıraladım. Kuran&rsq... Devamı

DİN VE İBADET ANLAYIŞIMIZ

2016-02-03 00:14:00

DİN VE İBADET ANLAYIŞIMIZ           Türkiye’de birisi için “Dine yönelmiş, ibadete başlamış” deyince neden akla gelen  “Namaza başlamış, örtünmüş” oluyor?Keza “Dini bırakmış, ibadeti terk etmiş” denince de neden “Artık namaz kılmıyormuş, başını da açmış” denmek istendiği anlaşılıyor? Yani din ve ibadet denince neden namaz, oruç, hac, başörtüsü, cüppe, sakal vs. birkaç şeklî ibadet ve görüntüden başka bir şey düşünülemiyor?Çünkü din ve ibadet anlayışımızın içi boşaltılmış ve muazzam bir anlam kaymasına uğramıştır. Halbuki bir adam namaz kıldığı halde imansız, bir kadın başı açık olduğu halde iman sahibi olabilir. Bir cüppe içinde ahlaksız, saçları arkadan bağlanmış bir kafanın içinde de asil ve erdemli bir düşünce bulunabilir. Artık namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, başını örtmek vb. ritüel ve figürler iyi bir Müslüman olmanın değil; nereye, hangi kampa, hangi mahalleye mensup olduğunuzun göstergesi haline gelmiştir. Peygamber zamanındaki işlevlerini kaybetmiş, dahası sahici özelliklerini yitirmişlerdir.Kişinin iyi bir Müslüman olduğunun anlaşılması için artık başka şeylere bakılmalıdır.İyi bir Müslüman olmak için, her şeyden önce iyi bir insan olmak lazımdır. Bu da iyilik, güzellik, doğruluk yolunda (sırat-ı müstakim) yürümekle, sevgi ve merhametle (rahmet) dopdolu olmakla, sözün namusu ile yaşamakla (sıdk), hakka hukuka tecavüz (zulüm)  etmemekle, kalbi adalet ile çarpmakla, saf bir yürek temizliğine sahip olmakla (ihlas), güzel ahlak sahibi olmakla (hüsn), her türden k&oum... Devamı

HANGİ KU'RAN?

2016-02-03 00:38:00

HANGİ KU'RAN?        “Kuran’a dönelim”, “Kuran İslam’ı” vs. diye “Kuran da Kuran” deyip durmaktan dillerde tüy bitiren söylemleri biliyorsunuzdur. Olumlu işlevi olmuştu bir ara ama artık kabak tadı vermeye başladı. Gayet sığ, derinliksiz ve yavan kalıyor. Artık şöyle denmeli: İyi de “Hangi Kuran”? Yanlış anlaşılmasın; birden fazla Kuran olduğunu kastetmiyorum. Bir tane Kuran var; tamam, başımız gözümüz üstüne… Artık soru şu: Hangi Kuran “anlayışına” döneceğiz?        Bir ritüel, ayin ve “ölü metin” haline getirilmiş Kuran’a mı? İçinde her türden hikaye, masal, mucize, keramet, kehanet, şifre, cifr bulunduğuna inanılan ve bu haliyle yaşamdan koparılarak “eskilerin masalları”na dönüştürülmüş Kuran’a mı? Hani şu Adem’i cennetten kovan, Havva’yı Adem’in kaburga kemiğinden yaratan, ruhlar aleminde bizden söz alan… Hz. Nuh’u bin yıl yaşatan… İbrahim için ateşi gül bahçesine çeviren, kuşları kan revan içinde parça parça ettiren, oğluna olan sevgisini kıskanıp onu kurban etmesini isteyen… Hz. Salih’e şapkadan tavşan çıkartır gibi kayanın içinden deve çıkartan, Ashab-ı Kehf’i üç yüz yıl öldürüp sonra dirilten, parçasıyla vurunca ölmüş ineği dirilten, Musa’ya denizleri yardırtan, İsa’ya ölüleri dirilten sonra evin bacasından göğe çeken, Yunus’u ırmağın içindeki balığın karnında üç gün yaşatan, Süleyman’la havada kuşları, karada karıncaları konuşturan, tahtının üstüne ceset bırakan, ışınlamayla (!) Belkıs’ın tahtını getiren&he... Devamı

KUR'AN'I, "KERİM" GÖZLE OKU!

2016-02-03 00:37:00

KUR'AN'I, "KERİM" GÖZLE OKU!          Anadolu’da bir köy evi veya camisinden… İran’da bir kasaba mescidinin rafından… Filistin’de bir kitapçıdan… Endenozya’da bir kütüphaneden… Tunus’da misafir olduğunuz bir evin kitaplığından… Velhasıl dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir mescit, cami, kitapçı veya kütüphaneden onu aldığınızda üzerinde şunu yazdığını görürsünüz: Kur’an-ı Kerim… Bir kitabın adı onu özetler değil mi? Bir kitabın adı bütün mesajı verir değil mi?Okuduğunuz kitapları düşünün, hepsi öyledir. Herhangi bir filmin, tiyatronun, derneğin, partinin hatta devletin adı da öyledir. Allah’ın kitabına bu isim neden verilmiş hiç merak ettiniz mi? Kanımca kapaktaki ‘Kerim’, “Kur’an’ı, ‘kerim’ bir gözle, bu eksenden, bu bakış açısıyla oku!” manasına geliyor. Şu halde ne demektir “Kur’an-ı Kerim”? Neye denir “Kerim”?        “Soylu Arap atı çok kazandırdı” haberinden de anlaşılacağı gibi, Arap atı çok dayanıklı mükemmel bir binek ve yarış atıdır. Arabistan’a da geçen Orta Asya atlarından türemiştir. İngiliz atlarından daha dayanıklı olup, 24-28 saat hiç su içmeden yol alabilir. At yarışlarda sahibine ‘para bastırır’. Hep karşılıksız verir, verir, verir… Onun için ‘soylu, asil’ demişler… İşte bu çok verici, böyle olduğu için de soylu/asil ata Arapça konuşan zihin “Cefâdu Kerîm” demiş. Neye Kerim demiş dikkat ediniz.… Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde &ldq... Devamı

LUT KAVMİ "SODOM VE GOMORRA"

2016-02-03 00:35:00

LUT KAVMİ   LUT KAVMİ "SODOM VE GOMORRA"          Sodom ve Gomorra şehirleri, uzun süredir, Allah'ın cezalandırmasıyla anılan iki antik şehirdir. Sodom kelimesi, halen İngiliz dilinde bulunan, doğal olmayan seksüel davranışları anlatmak için kullanılan bir terimdir. Birçok kişiye göre bu kelimeler, yalnızca masal ve efsanelerde yer alan isimlerdir. Sodom ve Gomorra, her ne kadar, daha büyük ve tarıma bağlı, konfedere bir devletin şehirleri olsalar da, Tevrat'ta, Havza şehirleri olarak bilinirler. "Abram, Kenan diyarında oturdu ve Lut, havza şehirlerinde oturdu. Ve Sodom'a doğru çadır kurardı. Ve Sodom halkı kötü ve Rabb'e karşı çok günahkardılar." (Tekvin 13:12,13) Havza'nın beş şehrinin isimleri şunlardır: Sodom, Gomorra, Zoar, Admah ve Zeboim. Öyle görünüyor ki Havza şehirleri bulundu. Arkeolojik deliller, bu beş şehrin kalıntılarının, Tevrat'ta yer alan havza şehirleri olduğunu destekler niteliktedir. HAVZA ŞEHİRLERİ Havza şehirleriaraştırması, bazı akademisyenlerin, bu şehirlerin var olmadıkları iddiasıyla başladı. 1918 W.F.Albright, 1948-Martin Noth ve son olarak Noldeke. Noldeke'in itirazı, Erden ırmağının doğusuna giden, Tevrat'ta tarif edildiği gibi bir yol olmadığı temeline dayanıyordu. İbrahim'in günlerinde, kullanılan Antik doğu yolunun var olduğu, Babil'de bulunan, kilden yapılmış bir tablette ortaya çıktı. Tevrat'taki tanımlamayı destekleyen bir grup tablet de, Suriye'deki antik şehir Mari'de bulundu. Babil'deki tablette bulunan bir taahütnamede, araba kiralanması; Akdeniz kıyısına giden yola sürülmemesi şartına dayanıyordu. Sonra asıl yol(rota), Nelson Glueck tarafından keşfedildi. Antik şehir Ebla'da, yapılan keşiflerde ise, tarihi havza şehirlerinin var olduğu açığa kavuştu. Roma &u... Devamı

OSMANLI’NIN GERÇEK YÜZÜ

2016-02-03 00:34:00

OSMANLI’NIN GERÇEK YÜZÜ         Günümüzde bazı kişilerin Osmanlı düzenine hayranlık duyduklarını ve özlemle andıklarını duyuyor ve biliyoruz. Bu tip insanlara bazı gerçekleri anlatabilmek amacıyla Osmanlı tarihinden bazı sayfaları sunuyoruz. Dileğimiz bu parçaların birleştirilmesidir. Parçalar birleştiğinde Osmanlının gerçek yüzü görülecektir. TAHTINDAN İNDİRİLEN PADİŞAHLARIN LİSTESİ 1-Yıl 1402 Osmanlı tahtında I. Beyazıt var; 4. Padişah… Ankara Savaşı’nda Timur’a oğlu Mustafa ile tutsak düşmüş tahtında da indirilmiştir böylece… 2-Yıl 1512. Osmanlı tahtında II. Beyazıt var; 8. Padişah… Oğlu I. Selim tarafından tahtından indirilmiş ve sürüldüğü Dimetoka’ya giderken yolda öldürülmüştür. Zehirlenerek öldürülmüş olduğu da söylenir. 3-Yıl 1618. Osmanlı tahtında I. Mustafa var; 15. Padişah… Akıl hastası olduğu için, Kapıkulu tarafından tahtından indirilmiştir. 1622’de bir kez daha tahta çıkarılmış ve aynı gerekçeyle tekrar indirilmiştir. 4-Yıl 1622. Osmanlı tahtında II. Osman var; 16. Padişah… Askeri darbeyle tahtından indirilmiş ve ırzına geçilip linç edilerek öldürülmüştür. Orduyu yeniden düzenlemek istediği için başına gelmiştir bunlar… 5-Yıl 1648. Osmanlı tahtında I. İbrahim var; 18. Padişah… Askeri bir darbeyle tahtından indirilmiş ve boğularak öldürülmüştür… 6-Yıl 1687. Osmanlı tahtında IV. Mehmet var; 19. Padişah… Kapıkulu tarafından tahtından indirilmiştir… 7-Yıl 1703. Osmanlı tahtında II. Mustafa var; 22. Padişah… Askeri bir darbeyle tahtından indirilmiştir… 8-Yıl 1703. Osmanlı tahtında III. Ahmet var; 23.... Devamı

ŞİNTOİZM (ŞİNTO)

2016-02-03 00:32:00

ŞİNTOİZM (ŞİNTO)     "Şintoizm nedir?" sorusuna kısa ve net bir cevap vermek oldukça zor, hatta imkânsızdır. Çünkü Şintoizm’in ne bir kurucusu veya peygamberi vardır, ne belirli bir kutsal kitabı, ne de somut bir öğretisi. Şintoizm, en basit tanımıyla "Japon halkının tarih boyunca geliştirmiş olduğu kendine özgü dini inanç ve pratiklerin bütünüdür". Şintoizm; bir başka deyişle, Japon insanının yaşamının ve dünya görüşünün ta kendisidir. Şintoizm, Japon yaşantısının ve kültürünün bir parçası olarak doğmuş ve gelişmiştir. Bu yüzden Şintoizm, bir din olmanın ötesinde kültürel ve milli bir olgudur. Şintoizm, Japon toplumunda bireyleri birbirine bağlayan en önemli bağlardan birisidir. Şintoizm, Japon kimliğinin temel ve önemli yapı taşlarından birisi kabul edilir. Şintoizm, evrensel değil milli bir dindir. Şinto gelenek ve değerleri, aslında Japon gelenek ve değerlerinden başka bir şey değildir. Şintoizm’de töreler ve sosyal hayat çok önemlidir. Şintoizm, bu nedenle "anlatılan" değil, "yaşanılan" bir olgudur. Dolayısıyla Şintoizm, tarih boyunca sözcüklerle anlatılmaya ihtiyaç duyulmayan bir inanç sistemi olmuştur. Şinto teologları arasında, Şintoizm’e ait bazı kavram ve düşünceleri sistematize etme çabaları oldukça yenidir. Bu konudaki önemli gayret ve çalışmalara karşın, teologların henüz yolun başında olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Japonların kendi milli ve geleneksel inançlarını "Şinto" olarak adlandırmaları; VI. yüzyıldan itibaren, Budizm’in Japon topraklarına girmesiyle birlikte olmuştur. Japon topraklarına ilk kez yabancı kökenli bir dinin girmesiyle birlikte, Japon halkı kendi inanç siste... Devamı

ŞAMANİZM

2016-02-03 00:31:00

ŞAMANİZM           Şamanizm, Türklerin İslamiyet’ten önceki dinlerine verilen isimdir. En eski inanç sistemlerinden biri, Türklerin, Moğolların, Asya göçebelerinin eski dinidir. Türkler Orta Asya’da yaşadıkları tarihlerde esas olarak Şaman idiler. Türkler Şamanizm dışında, Budist, Musevi, Mani ve Hristiyan Türklerden de söz etmek mümkündür. Ancak bunların büyük çoğunluğunu Şamanlar oluşturmaktaydı. Türklerin benimsediği bu inanç yok sayılamaz. Çünkü Din kültürdür. Şaman inancı yok sayıp Türklerin tarihini İslam’la başlatmak İslam'dan önceki Türk Tarihini inkar etmektir. Ayrıca avcı toplayıcı döneme köklenen ve Asya göçebeliğinin ayrılmaz bir parçası olan Şamanizm, günümüzde de varlığını sürdürmektedir.   ŞAMANİZM KELİMESİNİN KÖKENİ           Şamanizm, insanlığın en eski dinlerinden biridir. Esas olarak sihir ve büyüye dayanır. Yaşam; gök, yer ve yer altı olarak üç kademeli düşünülmüştür. Gökyüzünde iyilikler, iyi ruhlar; yer altında kötülükler, kötü ruhlar bulunur. Yeryüzünde ise insanlar vardır. İyi ruhların Tanrısına, gökyüzü tanrısına “Ülgen”denir. Yer altındaki kötü ruhların tanrısına “Erlik”adı verilir. Her iki tanrının da eşleri, çocukları, akrabaları, yardımcıları vardır. Yeryüzünde yaşayan insanlar ise bu iki dünya arasında bir denge oluşturmak zorundadırlar. İşte bu dengeyi kuran din adamına “Şaman” adı verilir. Bu sisteme sosyal bilimciler, tarihçiler “Şamanizm” adını vermişlerdir. Şamanizm’e bağlı topluluklarda r... Devamı

SİGARANIN BİLİMSEL ANLAMDA YARARLARI

2016-02-03 00:30:00

SİGARANIN BİLİMSEL ANLAMDA YARARLARI        Sigaranın sağlığa zararlı olduğu politik bir yalandan ibarettir. Normalde sigara içen bir insan üç-beş yıl içerisinde akciğerleri tıkanarak ölür, ancak devletler sigaranın içerisindeki katran ve diğer zararlı maddeleri en düşük seviyeye indirip bunu insanlara yıllarca satarak çok ciddi miktarlarda gün- lük nakit para elde etmektedirler. Ülkemizde akaryakıttan sonra en çok gün lük gelir sigaradan elde edilmektedir.        Bu yüzden sigara sağlığa zararlıdır koca bir yalandan başka bir şey değildir.  Sigarayla mücadele adı altında yapılan çalışmalardan da ayrıca gelirler elde edilmektedir. Sigaranın bilimsel olarak sağlığa faydalarını aşa- ğıda sıraladım; 1) Sindirim sistemini rahatlatır. Haftada bir kez tuvalete giden insanı bile günde 3 kere tuvalete götürür. 2)Bağırsakları tutan bir tür enflamasyona iyi gelir. 3)Çağımızın hastalıklarından olan Parkinson iyi gelir, Parkinson’a yakalanmayı geciktirir. 4)Sigara içen insanlarda (özellikle kadınlarda) alzheimar’a daha az rast- lanır. 5)Sigara baş ağrısını azaltır. 6)Yemekten sonra içilirse hazmı kolaylaştırır. 7)Biyolojik olarak metabolizmayı hızlandırır, bu sayede kilo aldırmaz.        Sigara dumanının içe çekilip ciğerler tarafından emilmesiyle beyin 3 hormonun salgılanmasını tetiklemek için harekete geçer. Bunlar; adrenalin, dopamin ve endorfin hormonlarıdır.  Peki, bu hormonlar neyi sağlar? Sırasıyla açıklayalım; 1) Endorfin: Vücutta ağrıların azalmasını sağlayan hormondur. Sigara içen insanların baş ağrılarının  geçmesinin nedeni budur. 2) Dopamin: Mutluluk ve aşk hormonudur. Vücut ... Devamı

KURAN KISSALARI; MUCİZE Mİ, MASAL MI?

2016-02-03 00:28:00

KURAN KISSALARI; MUCİZE Mİ, MASAL MI?          Malum, Kuran’da geçmiş çağlardan bahseden “kıssalar” var. Bunlar Kuran’ın neredeyse 3/2’sini oluşturuyor. Mesela Enbiya, Kasas, Yusuf vb. sureler tümüyle, diğerleri de kısmen bunlardan oluşuyor. Peki, bu kıssalarda ne anlatılıyor? Şu ana kadar bu konuda iki yol izlendi. 1- Bunların her biri birer mucizedir. Bir defalığına ve o peygambere mahsus olmak üzere olmuş bitmiştir. Tabiatın işleyişine bir anlık bir ilahî müdahale ve işleyişi tersine çevirmedir. 3- Bunların her biri birer masaldır. Yani Arap halk hikayeleridir. Kuran bunları mesaj vermek için kullanmış, gerçekte öyle olup olmadıklarıyla ilgilenmemiştir. Kanaatimce, her iki halde de Kuran’ın evrensel söylemi, belirli bir zamana ve mekana gömülmüş oluyor. Yani akıp geldiği tarihten, hayattan ve tabiattan koparılmış oluyor. Çünkü artık bugün öyle mucizeler olmamakta ve de başka milletler birbirine o masalları anlatmamaktadır. Böyle söylediğimizde iki kesim birden tepki gösteriyor ve diyor ki: 1- Mucizeleri aklîleştiriyorsun. Oysa her şey akla uygun olmak zorunda değil. Elimizde inanacak bir şey kalmadı. Halbuki din olağanüstülük, kutsallık, sır ve gizemdir, binaenaleyh din elden gidiyor! 2- Masalları gerçek sanıyorsun. Bunlar yaşanmış olaylar değil; Arap halk hikayeleri… Bunları gerçekten yaşanmış tarihi olaylar sanıp nasıl olduğunu açıklamaya çalışmak beyhude bir uğraştır. Aslolan bu kıssalardan çıkarılacak hisselerdir. Din kıssa değil; hissedir. Binaenaleyh kıssayı bırak hisseye bak! Bende diyorum ki: Kuran kıssaları mucize veya masal değildir. Ne mucize ne de masal Kuran kavramı değil. Kuran, tarihi bu iki kavram üzerinden ele almıyor. Bunlar adı üzerinde birer &ldqu... Devamı

EVRİM AYETLERİ

2016-02-03 00:27:00

EVRİM AYETLERİ          Evrim Teorisi her ne kadar bazı grup ve cemaat yanlıları tarafından reddedilse de Kuran'da evrim teorisi vardır. Evrim teorisini reddeden ya hiç Kuran okumamıştır ya da Kuran'ı okuyup ta hiçbir şey anlamamıştır. Evrim teorisinin reddi demek aşağıda yazılı olan Allah'ın ayetlerini inkar etmek demektir.   O(Allah) ki, Arz’da ne varsa, tamamını sizin için yarattı. Sonra, Göğe yöneldi; yedi Gök olarak onları düzenledi. Ve O, her şeyin Alimi’dir. Senin Rabb'in meleklere dediği zaman: "Muhakkak Ben, Arz'da bir halife(takip eden-yönetici) yaratacağım." (Melekler) dediler ki: "Biz seni, övgüyle tespih ve taktis ederken, orada kan dökecek ve fesat çıkaracak birini mi yaratacaksın?" (Allah) dedi ki: "Şüphesiz, sizin bilmediklerinizi, Ben bilirim."  Ve Adem'e 'isimlerin(şeyler-nesneler) hepsini öğretti. Sonra isimleri (şeyleri), meleklere yöneltti. (Allah) Dedi ki: "Şayet biliyorsanız bu isimleri, bana bildirin?" (Melekler) dediler ki: "Seni tespih ederiz, bizim, Senin bize öğrettiklerinden başka bir ilmimiz yoktur. Muhakkak Sen, Alim'sin, Hakim'sin." (Allah) dedi ki: "Ey Adem! Onlara (meleklere), bunların ne olduğunu bildir." Arkasından onları, isimleriyle, (meleklere) bildirdi. (Allah) dedi ki: "Ben size demedim mi, göklerin ve Arz'ın gaybını (gizlisini), şüphesiz Ben bilirim. Ve yine gizlediklerinizi ve ifşa ettiklerinizi, Ben bilirim." BAKARA  29-33   Muhakkak, göklerin ve Arz'ın yaratılmasında, gece ile gündüzün arka arkaya gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle, denizde yüzen gemilerde, Allah'ın, Gök'ten indirdiği suda ve onunla Yeryüzü'nü ölümünden sonra diriltmesinde, her ca... Devamı